EN

Bağışıklık Sistemimiz ve Enfeksiyonlar

Giriş  

Son yıllarda, mükemmel olmayan bir tür olmamıza karşın “mükemmel olmak” algımızın veya daha doğrusu arzumuzun bize ettiği bir oyun var, mümkünse hiç hastalanmamak ve hem ruhsal hem  fiziksel olarak sürekli kendimizi iyi hissetmek. 

Aslında insan ortalama ömrü 20.yy da 20-25 yıl uzadığı halde, muradımız daha da uzun yaşamak hatta hiç yaşlanmamak.  

Ancak ortalama ömrü uzatmanın, en önlenemeyecek sonucu “immun yaşlanma” veya daha doğrusu “immuno senescence” dediğimiz süreç.  

Bu şu demek; bağışıklık sistemimiz bir anlamda, devreye bir çeşit sigorta sistemini sokarak, daha yaşamsal olan  damar sağlığını ve sinir sistemi bütünlüğünü daha az hasarla korumak adına enfeksiyon duyarlılığını artırıyor.   

Yani siz 65  yaşın üzerinde  ne kadar iyi ve genç görünürseniz görünün, enfeksiyon duyarlılığınız arıyor. 

Bu doğal ve aslında lehimize bir süreç.  

Çünkü enfeksiyonları önlemek (aşı,sanitasyon), yönetmek (antibiyotik, antiviral,antifungal) daha mümkün.  

Ayrıca, bazı genetik doğumsal hastalıklar veya sonradan kazanılan diyabet, kanser, AIDS gibi hastalıklar veya kanser, romatizmal hastalık veya iltihaplı bağırsak hastalıkları için uygulanan tedaviler,  bağışıklık sistemimizi baskılayarak enfeksiyon duyarlılığımızı artırıyor. 

Enfeksiyon duyarlılığımızın arttığını, sık ve ciddi enfeksiyonlar geçirdiğimizde düşünüyoruz. 

Bağışıklık Sistemimiz Enfeksiyonlara karşı 

Bağışıklık sistemimiz bilinen en güçlü, sofistike, milyonlarca uyarıyı karşılayarak sağlıklılığımızı sürdüren ve hala tümüyle hatta çoğu çözülememiş sistemimiz. 

Yeni doğan döneminde yaklaşık olarak günde 2.000-6.000 daha sonra ölçülemeyecek kadar çok sayıda antijen ile karşılaşıyoruz ve bağışıklık sistemimiz günlük işleyişi içinde gerekeni yapıyor. 

Ama bağışıklık sistemimiz olağan çalıştığında bile bir insanın yaşamı boyunca en sık karşılaşacağı hastalık enfeksiyonlardır. 

Çünkü bulaşıcılar her yerdeler ve ortak, üretken yaşamanın doğal ve kaçınılmaz misafirleri. Örneğin, bir oyun parkına götürdüğünüz çocuğunuz milyonlarca  mikroorganizma ile karşılaşıyor. 

Çoğu, hava yolu ile yani yalnızca aynı ortamı paylaşmakla  bile bulaşan solunum yolu virüsleri ile nezle veya  gripe benzeyen soğuk algınlığı gibi enfeksiyonları bir erişkin yılda 2-4 kez, küçük bir çocuk ise 4-6 kez geçirebilir ve bu olağandır. 

Ancak şunu belirtmeliyim ki, son yıllarda mikrop algımız ile ilişkili, en azından çok sık duyduğunuz “mikrobiyota” terminolojisi ile  birlikte bir paradigma değişimi de olmuştur. 

Yalnızca hastalandırıcı sandığımız mikroorganizmalar ile ilişkili bu paradigma değişimi, bağışıklık sistemimizi daha iyi anlamamızın yolunu açmaktadır. 

Ed Yong’ın muhteşem kitabı “Mikrobiyota” daki anlatımıyla mikroorganizmalar bu evrenin pastası, çok fazlalar, her yerdeler ve bizden milyarlarca yıl önce vardılar. 

Dolayısıyla, bağışıklık sisteminin kendisinin de öğretmeni olduğu varsayılan “mikrobiyotamızı” hasarlandıran/hastalandıran her şey aslında bağışıklık sistemimizi etkileyerek bizi enfeksiyonlara duyarlı kılmaktadır. 

Bunların neler olduğunu genel olarak; stres, diyet, çevresel faktörler ve en çok antibiyotiklerin kendisi ve elbette diyabet, obezite gibi metabolik sorunlar olarak özetleyebiliriz. 

Çok kanıta dayalı olarak söylemeliyim ki, antibiyotikler bizi en çok enfeksiyona duyarlı kılan dış etkenlerden. 

Bağışıklık sistemim yeterince çalışmıyor, nasıl güçlendirebilirim? 

Bağışıklık sistemimizin yeterince işlevsel olmadığını düşünmemiz için, geçirdiğimiz enfeksiyonlar şiddetli seyretmeli yani sinüsler, akciğer gibi organ tutulumları olmalı veya iyi/doğru tedavilere karşın sık tekrarlamalıdır. 

Genelde ben sık enfeksiyon geçiriyorum cümlesi aslında doğru yönetilemediği için uzamış, süründürülmekte olan bir viral enfeksiyona denk düşmektedir. 

Şöyle özetleyelim, basit bir nezle geçiriyorsunuz; ilk üç gün hafif bir ateşiniz var, başınız, kaslarınız ağrıyor, gözleriniz sulanıyor ve burnunuz akıyor. 

Her gün bindiğiniz otobüsler, asansörler nezle virüsleri ile kaplanmıştı ve siz, yorgun, gergin bir döneminizde hastalandınız . 

Bu hastalık, şikayetleriniz azalarak bir hafta on gün kadar size kendini, hatta 2 haftaya kadar süren bir öksürüğünüz olacak hissettirecek. 

Siz ise bu olağan süreci kısaltacak hiçbir şey olmadığı halde, antibiyotik kullanmaya başladınız. Dinlenmek, burnunuzu açmak, bol sıvı almak yerine bir avuç ilaç kullanıyorsunuz ve kışınız kabusa dönüyor. 

İlk üç günü iyi yönetemediğinizde başınıza gelenleri özetlemeye çalıştım yalnızca. 

Bu arada hastalandığınız dönemlerde bağışıklık sistemini güçlendirmek adına temeli olmayan hiçbir uygulamanın işe yaramayacağını, en iyi ihtimalle  kullanılmadan atılacak ya da gereksiz yere metabolizmanıza yük olacaktır diyerek özetlemiş olalım. 

Burada verilmesi gereken bir başka ve önemli örnek ise grip hastalığıdır. Etkeni o kadar güçlü ve becerikli bir virüstür ki, bağışıklık sistemimizin tanımasına izin vermez. Yüzlerce yıldır yakamızdan düşmeyen kış kabusumuzdur.  

Grip çok  hastalandırıcı hatta öldürücü olabilen,  çok bulaşıcı, bazen büyük salgınlarla  dünya savaşlarından çok ölümlere yol açan bir hastalıktır. O kadar ki, “İspanyol Gribi” salgını daha 20. yüzyılın başında 50-100  milyon  kadar, bazı kaynaklara göre, bundan bile fazla ölüme yol açmıştı. Bu salgın sırasında da  “Alaska Yetimleri” örneğinde olduğu gibi, Alaska’daki  20-40 yaş arası insanların neredeyse tümü ölmüş ve çocuklar yetim kalmıştı. 

2009 yılındaki “Domuz gribi” salgınında ölenler çoğunluk gebe, küçük çocuklar ve önceden tanımlı risk faktörleri olmayan kişilerdi. 

Bu örnekler bize şunu  anlatmaktadır, bazen hastalandırıcı mikrop o kadar güçlü olur ki, bağışıklık sisteminizi alt eder. Bu yüzden grip önlenilmesi, ya da başladığında tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Özellikle bağışıklık sistemini zayıflatan nedenleri olanlarda aşılama yaşamsaldır. 

 

Bağışıklık sistemimiz ne zaman incelenmeli ? 

  • Sık tekrarlayan selülit ve apse gibi cilt enfeksiyonları olan hastalarda; lenfatik, venöz akım sorunu  veya cilt hastalığı yoksa, nötrofil sayısı ve fonksiyonları kontrol edilmelidir.  
  • Yeterli ve düzgün tedavilere rağmen hala sık uçuk çıkaranlarda, HIV testi ve bazı lenfosit fonksiyonlarının çalışılması gerekir. 
  • Sık sinüzit geçirmek genellikle “alerjik rinit” ile ilişkilidir. Ayrıca sinüs girişlerini tıkayan yapısal nedenler ve yetersiz tedaviler de sık ve uzamış sinüzite neden olur. Ama bazı antikor eksikliklerini araştırmak gerekir. 
  • Zatürre; yaşlılık, sigara içimi, alerjik ve kronik akciğer hastalıkları, diyabet gibi özel duyarlılıklar dışında görülmesi beklenmeyen bir hastalıktır. Özellikle sık zatürre ile sık tekrarlayan sinüzit, orta kulak iltihabı veya bronşit birlikteyse araştırılması gerekir. 
  • Tekrarlayan menenjitler araştırılması gereken bir başka durumdur. 

Bağışıklık Sistemi Kimlerde Baskılanmıştır ? 

Diyabet, HIV enfeksiyonu, Böbrek hastalıkları, kan hastalıkları, beslenme bozukluğu, iltihaplı barsak hastalıkları ve romatoid artrit için kullanılan tedaviler, kanser, kortizon kullanımı bağışıklık sisteminin baskılandığı durumlardır. 

Aşılama gibi enfeksiyon önleyici yaklaşımlar ve enfeksiyonların iyi yönetilmesi bu hastalarda kaliteli yaşamın başlıca gerekliliğidir. 

 Sık Enfeksiyon Geçirmek Ne Demektir ? 

Normal bir erişkin, hem kendi sağlığı hem değişen koşullar ile ilişkili olmak üzere, yıldan yıla değişen sayıda enfeksiyon geçirir. 

Bağışıklık sisteminin analizini gerektiren uyarıcı durumlar şöyle özetlenilebilir. 

  • Bir yılda dört veya daha fazla antibiyotik kullanımı gerektiren; sinüzit, bronşit, zatürre, özellikle perforasyonlu otit geçirmek. 
  • İki veya daha fazla kemik, eklem enfeksiyonu, menenjit, selülit gibi ciddi bakteri enfeksiyonu geçirmek. 
  • İki yılda üç kezden fazla, radyolojik olarak kanıtlanmış zatürre geçirmek. 
  • Cilt, lenf nodları veya organların tekrarlayan apseleri 
  • Kilo kaybına yol açan uzamış ishaller 
  • Antibiyotik kullanmazken ya da diyabet yokken ağızda pamukçuk (candida )  
  • Sık, uzamış ve açıklanamayan ateş 

Nezle ya da grip olmamak mümkün mü ? 

Grip için formül aşı olmak. Nezle için böyle bir formül yok. 

Ancak, ağız -boğaz bölgenizi nemli ve sıcak tutmak, kalabalık ortamlarda uzun kalmamak ve sık el temizlemek, iyi ve kaliteli yaşamın tüm kurallarını uygulamak işe yarar. 

Ama toplu taşım, kalabalık iş yerleri, küçük çocuklar ile bir arada olanlarda kaçınılmaz olarak her kış birkaç defa soğuk algınlığı geçirebilir. Önemli olan bu süreci hafif ve derinleşmeden atlatmaktır.  

İlk 2-3 günü, bol ılık- sıcak içecekler ateş ve kas ağrıları için parasetamol veya ibuprofen gibi ilaçlar kullanmak, burun tıkanıklığını, topikal ya da sistemik burun açıcılar ve ortamda sıcak buhar  yapmak gibi destekler ile  iyi yönetmek ve en az 5-7 gün hiçbir şekilde antibiyotik kullanmamak önemlidir.  

Fazladan kullanacağınız antibiyotikler, o kış tekrarlayan enfeksiyonlara davetiye çıkaracaktır. 

Ilık sıvılara limon ve zencefil eklemek, boğazı yumuşatmak için iltihap azaltıcı veya boğazı sıvayan bitki kaynaklı pastillerin kullanılması bulguları hafifletir. 

Ancak ne yaparsanız yapın  nezle olunduktan sonr, 3-5 gün hafif derecede ateşiniz, 5-7 gün  burun tıkanıklığınız, 2 hafta kadar da öksürüğünüz olacaktır. Doğru yöneterek yalnızca eklenecek diğer komplikasyonları önlemeniz mümkündür. 

Telaşlanarak, acil servislere başvurmanız, sıklıkla gereksiz tetkik ve tedavilere neden olacak ve oradaki kritik hastalara hastalığı bulaştırmanıza yol açacaktır. 

Zaten kullanmakta olduğunuz, kan sulandırıcı, tansiyon hapları vb. ilaçlarınız varsa  nezle için kullanacağınız destek tedavileri mutlaka doktora sormalısınız.  

Hatta, siyah çay dışındaki bitki çayları ve bitkisel destekleri kısıtlı ve dikkatli tüketmelisiniz. 

Fazlasıyla heveslendiğimiz süper güçlere ulaşmak için kullanacağımız vitamin ve destekler, bazen, bazı kişilerde işe yarasa da, kanıt düzeyinde veri olmadığı için güncel durumda ,böyle bir mucizenin olmadığını söyleyebiliriz.  

Prof.Dr.Esin ŞENOL 

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı 

BEŞEVLER-ANKARA 

tr_TRTurkish
en_USEnglish tr_TRTurkish