Antibiyotikleri bulmamız ve tüketmemiz yalnızca 100 yıl sürdü. Şu an itibarıyle, kullandığımız tüm antibiyotiklere karşı direnç geliştirmiş bakteriler tüm dünyada önemli bir halk sağlığı krizi olarak tanımlanmakta..
Son olarak Çin’de 2015 yılında tüm antibiyotiklere dirençli bir bakteri ve en son da, Mayıs 2016’da ilk kez Amerika’lı bir kadının idrarında, yani Çin ‘de kısıtlı kalmasını umduğumuz durumun Amerika’daki ilk tespiti , aynı direnç özelliklerine sahip bir bakteri bulundu…
Çin Dünya’nın en büyük domuz üreticisi ve kümes hayvancılığı çok hacimli bir ülke. Yoğun bir biçimde hayvan yemleri ve tarımda , bizim elimizde son seçenek olarak tanımladığımız ve çok yaşamsal önem taşıyan bir antibiyotiği kullanıyor. Bu da durumun önemini ve yayılabilme potansiyelini gösteriyor.
Oysa 20. yüzyılı “mucize buluş “olarak bizi pek gururlandıran ve Alexander Fleming’e de 1945 yılında Nobel Tıp ödülünü aldıran “antibiyotik çağı” olarak tanımlamıştık.. Bu sayede hem insan ortalama ömrünü uzatmış hem de tıpta sonunda enfeksiyon gelişme riski bulunan, organ, kemik iliği nakli gibi pek çok tedavi yöntemini , ya da bağışıklık sistemini ileri düzeyde baskılayan kanser ve romatizmal hastalık ilaçlarını , elde mevcut antibiyotiklere güvenerek yaygın ve güvenli bir biçimde kullanmaya başlamıştık..
Ama 21. yüzyıl, bu şatafatı bize yaşatan bir önceki yüzyıla pek benzemedi ve hızla ve kıtalararası yayılan direnç sorunu nedeniyle “antibiyotik sonrası çağ “olarak adlandırıldı..
Şimdi çok haklı olarak diyeceksiniz ki , insanoğlunun ihtişamlı aklı yeni antibiyotikler bulur, nasılsa antibiyotikleri (bios: canlılık, anti: karşı..yaşama karşı ) doğa bize sunmuyor mu , bir önceki yüzyıl yapabildiğimizi şimdi neden yapmayalım…
Maalesef, endüstri “ ama kimyasallar ama çok karlılar” diye tartışa durduğumuz bu ilaçları bulmaya ve üretmeye pek gönüllü değil artık.. Yorucu ve çok yatırım ve aşırı yasal kısıtlama gerektiren ve sonunda tamamen boşa çıkabilecek bu ilaçlar yerine daha karlı ve uzun soluklu olabilecek ilaçlar ve alanlara yöneliyor artık..
Oysa antibiyotiklerin ilk bulunanı olan penisilin, 1943 yılında, II.Dünya Savaşının tam ortasında Kuzey Afrika’da zatürre volan Winston Churchill’in hayatını kurtararak, Dünya tarihini değiitirmişti..ne dersiniz, “al bu otu ye “iyileş dediğimiz MÖ .dönemlere mi dönüyoruz…
Ben hep diyorum, sağ kalımın avantajlarını öğrenmek yerine savaş açtığımız bu tek hücreli canlılar yani mikroplar ile el sıkışmaktan başka bir çare yok…